Memleketimden HANZO manzaraları!

26 Jan

İnsan görünümlü hayvan mı? Yoksa hayvan görünümlü insan mı?

Her gün öz güven eksikliği duyan insanlarla çokça karşılaşıyorum. Kendilerinden ne kadar da emin gibiler. Aslında ne kadar da korkuyorlar itibarlarının yıkılmasından. Bu nedenle sürekli olarak övünecek bir yanlarını ararlar. Durmaksızın kendilerinden, ailelerinden bahsederler. Ne kadar çok paraları olduğunu, amcalarının dayılarının ne iş yaptıklarını, hangi arabalara bindiklerini, bir gün önce nasıl da büyük bir zafer kazandıklarını yineleyip dururlar. Abartılı davranışlarıyla daha da fazla dikkat çekmeyi başarmakta zorluk çekmezler. Gözlemlediğim en büyük yanılgılarıysa şu: başkalarını peşinen yargılamak! Haklarında hiçbir şey bilmedikleri kişileri ya da durumları, yalnızca onlara görünen şekliyle değerlendirmek… Belki birinin saçı başı, başka birinin arabası ya da mesleğine bakarak tüm şecerelerini ortaya dökmek…

Ön yargı, şu hayatta en tahammül edemediğim şey olabilir. Yanlışlığının ve çiğliğinin farkında olmamıza rağmen, birçok toplumda fazlasıyla karşılaşıyoruz bu gibi durumlarla. Öğrenimden öte, iyi bir sosyal eğitime ihtiyacımız var zannedersem. Aksi halde, iletişim kuramamaları nedeniyle insanlardan ayırdığımız hayvanlardan ne farkımız kalıyor? Hiç! İnsan görünümlü hayvanlar olup çıkıyoruz. Görgü kurallarından uzak, insan ilişkisinden anlamayan, şehir hayatına uyum sağlayamayan, olduğu yerden bir adım ileri gitmeyi aklının ucundan bile geçirmeyen, değişime kapalı, yeniliklere uzak, gelişmek nedir bilmeyen kaba saba yaratıklar oluyoruz yalnızca. Başka bir deyişle “hanzo”lar.

Her ne kadar “Hanzo” (Kemal Sunal), bir hayvan gibi yetiştirilmiş olsa da doktorların onun eğitilebileceğine olan inançları hiç bitmiyor. Onun tüm yaşanmışlıklarını en başa sarıp, bir bebek gibi onu yeniden doğurmak için çabalıyorlar. “Bir hayvandan nasıl bir insan yaratılabilir”in en güzel örneğini görüyoruz bu filmde. Daha bir bebekken, onu emziren annesiyle birlikte bir ayı tarafından kaçırılan ve öldüğüne inanılan Hanzo’nun, yıllar sonra ortaya çıkmasıyla başlıyor film. Meğer Hanzo ölmemiş! Kaçırıldığı ayı tarafından büyütülmüş, yetiştirilmiş. Ayı, neden annesini öldürdü de onu öldürmedi konusu merak uyandırsa da şimdilik ilgilendirmiyor beni. Benim dikkatimi asıl çeken nokta, Hanzo denilen ne idüğü belirsiz yaratığın ehlîleştirilme çabası. Vahşî bir ayının dahi bebek gibi bakılarak, tekrar masum insana dönüşebilmesi beni en fazla heyecanlandıran. Peki ya nasıl? Meşakkatli bir eğitim süreci ve elbette ki anne şefkatiyle…

Çocuk yetiştirmek zor iştir. Hiç başına gelmeyen biri bile bunun böyle olduğunu bilir. Ben çocuk büyütmeyi sosyal heykeltıraşlığa benzetirim. Elinizde henüz yumuşak bir hamur vardır ve siz onu yontarak, ona bir takım parçalar ekleyerek, bazı yerlerini törpüleyerek topluma yararlı bir varlık haline getirmeye çalışırsınız. Sonunda güzel bir eser yaratmak, salt bir üretimden çok bir değer oluşturmak herkesin başlıca gayesidir. Bunun için emek gerekir, zaman gerekir, sabır gerekir. Sonuç ise koşulsuz sevgi ve şefkatin ürünü olmalıdır. Emek, zaman ve sabır olmadığı takdirdeyse, gündelik çanak çömlekler dışında bir şey kalmaz elinizde heykeltıraşlığınıza dair. Özelliksiz, eğitimsiz, görgüsüz ve çoğu zaman da avam birtakım şehir “hanzo”larıdır onlar artık. Bir gün akıllarının başlarına gelip de kendilerini geliştirmek için çabalamalarını ve burunlarının sürtülmesini umut etmekten başka yapacak bir şey yoktur.

Sokakta, otobüs beklerken, alışveriş yaparken, dolmuşun içinde, bir lokantada ve hatta kendi arkadaşlık ilişkilerimizin tam ortasında, bizi “ayıp senin bu yaptığın, ama olmaz ki” ya da “arkadaş arkadaşa, insan insana bunu yapmaz” cümlelerini söylemek zorunda bırakan davranışlarla hiç mi karşılaşmıyoruz? Bana kalırsa onlar da bir çeşit “Hanzo”. Bundan böyle eğitilmelerinin mümkün olacağını da zannetmiyorum. Çünkü böyle tipler toplumumuzda çoğu zaman saygı görüyor, kimi zaman da ayakta alkışlanıyorlar. Çünkü onlardan korkuluyor. Tıpkı bizim bebek Hanzo’nun onu döven bakıcısından korkması gibi. Öz güvensizliklerini başkalarını korkutarak örtbas etmeye çalışan bu insanlar, kendileri yanlış eğitim ve öğretim kurbanı oldukları gibi, kendi yetiştirecekleri çocuklara da benzer talihsiz kaderi yaşatıyorlar. Ayrıca birçok konuda olduğu gibi soyunu devam ettirme konusunda da başlarına buyruk ve tedbirsiz davrandıkları için, durmaksızın üreyerek kendi türlerinin yaygınlaşmasına hizmet ediyorlar.

Bir Hanzo bir Hanzo daha dayanılması zor bir toplumu meydana getiriyor. Düzensiz, keyif almanın zorlaştığı, sokaklarda rahat yürüyemeyen kadınların bollaştığı, pasaklı, çarpık yerleşme ve ilişkilerin yaşandığı şehirlerle dolup taşıyor her yer. Siz de kendinize burada bir yer edinmeye çalışıyorsunuz, fakat zorlandıkça sıdkınız sıyrılıyor, “daha da bu şehirde yaşanmaz” der hale geliyorsunuz. Öyle Hanzolar var ki çevrenizde, sizi yaşam mücadelenizden soğutuyorlar âdeta. Ve sonra ne oluyor? Eğitimsizlik eğitimsizlik üzerine, nüfus Hanzolar’la katlanarak çoğalırken, aralarında ezilerek hayatına devam etmeye çalışan bir takım akıllılar ise kaçmanın yollarını aramakta. Onlarla mücadele etmekten yılıp, hiç değilse kendi hayatını düzene oturtmak için meydanı Hanzolar’a bırakmayı gözden çıkaran insanlarla çevrelenmekte etrafımız. Türkiye’den kalkan beyinler Avrupa’ya, Amerika’ya konmakta ve bazı idealist mücadeleciler ise yalnız ve cesur, her şeye rağmen Hanzolar’ımız karşısında ayakta durmaya çalışmaktalar.

Fakat Kemal Sunal’ı izledikten sonra aklıma düşmedi değil: Acaba biraz anne şefkati, bolca süt, yoğun bir ilgi, her gün bizimle öğretici oyunlar oynayan eğitmenlerle ehlîleşerek tekrar insan olmamız mümkün müdür?

One Response to “Memleketimden HANZO manzaraları!”

  1. tuba ayberkin 28 January 2011 at 7:14 AM #

    Yanlız anne yeterli değil insanın insan olmasına…Biraz gen,çokca çevre yani içinde yaşanılan ortam da etkili oluyor…Algılar insana göre değişiyor kuşkusuz..Birinin bir olay ya da davranıştan algısı ile,bir başkasınki aynı olmayabiliyor…
    Neden temiz insan davranışlarından bir zaman geçtikten sonra bir başka davranışa geçildiğine bakmak lazım..Toplumlar değişiyor..Teknoloji,yaşam koşullarının zorlaşması,ekonomik ortam toplumsal yaşamda da değişiklere neden oluyor..Bu da insanların zaman içinde değişmesini getiriyor..’Güç bende’ diye tepinen insanlar,ne yazık ki çoğalıyor..Güç neyle sağlanıyor?Belki de ve ne yazık ki artık para ile günümüzde..Paranın gücünü gören,kendini bezemeye ihtiyac duymuyor..Özenti kol geziyor popüler kültür dayatmasıyla…Bi şekilde buram buram ortaya yayılan,nasıl elde edildiği belli olmayan güç,insanları şımartıyor,popülaritenin desteği ile o güce sahip olmayanlarda özenti yaratıyor,belki de ahlak çöküp,ortayı ‘hanzo’lar dolduruyor…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: