İçimdeki Şaban’a dokunanı vururum!

2 Nov

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi’nin önemli bir basamağı vardır: Toplumdan onay alma! Bu ihtiyaç, insan hayatında neredeyse güvenlik ihtiyacının hemen sonrasında belirir ve sevilmeyi, saygınlığı, takdir edilmeyi, kabul edilmeyi içerir. Hiç kimse kendine itiraf edemese de istisnasız herkes çevresi tarafından beğenilmeyi, sevilmeyi ve takdir edilmeyi bekler. Eğer bir de öz güveniniz düşükse o zaman işiniz zor demektir. Sizi yalnızca onaylanmak tatmin etmez. Üstüne bir de olumsuz olarak eleştirilmemeyi dilersiniz. Çünkü eğer kendinize zaten güvenmiyorsanız, küçük bir rüzgâr size kişiliğiniz üzerine esen büyük bir kasırga gibi gelir. Ve elbette ki arkasından toparlanmanızın uzun sürmesine şaşmamalıdır.

Başkalarının hayatlarıyla yaşayanlar, onların hikâyelerinin üzerine sırf beğenilmek için konanlar, orada burada kendini göstermeye çalışanlar, her gün karşımıza çıkan büyük hayalli insanlar… Çok karşılaşıyorum böyleleriyle. Yalnız benim karşılaşmadığım da apaçık ortada. Popüler kültür üreticilerinin ve pazarlama büyüklerinin biricik hedef kitleleri onlar çünkü. Sevilmek isteyene sevgi, beğenilmek isteyene güzellik, takdir edilmek isteyene sahte başarı, saygınlık isteyene sahte değerler verdiklerini iddia ediyorlar. Bu ihtiyaçlarla yanıp tutuşanlarsa çaresizce koşarak sarılıyorlar onlara. Haksız da sayılmazlar. Hazır yaşam paketleri kime cazip gelmez ki?

Bir sahte aşk paketi örneğin: “10 Derste Çapkınlık Sanatı”. Bir kadına nasıl yaklaşılır, kadınların ilgisini neler çeker, bir kadını kendinize nasıl aşık edebilirsiniz vb. soruların yanıtlarını bulabileceğiniz bir kitap. Şaban’ın (Kemal Sunal), Dokunmayın Şaban’ıma filminde elinden düşürmediği kitap. Kısa sürede bütün hayat gerçekliklerini unutturan, duyguları hiçe sayan bir kitap. Bir popüler kültür harikası da diyebilirim. Fakat kitabın Şaban için anlamına değinmeden önce Şaban’ı biraz tanımamız gerektiğine inanıyorum.

Şaban bir minibüs şoförüdür. Temiz duygulara sahip bir delikanlı. Karşı cinsle olan ilişkisinde asla başarılı olamayan ve bu başarısızlıklarını her defasında arkadaşlarına büyük zaferlermiş gibi anlatan bir “toplumdan onay alma” bağımlısı benim gözümde. Çok kişi tanıdığını iddia edip, dünya üzerinde kendini en yalnız hissedenlerden yani. Diğer minibüsçü arkadaşlarına anlattığı palavralara öylesine inanmıştır ki, bir park bankında kendine yanaşan kızların şakasını gerçek bir asılma olarak algılayacak kadar acizdir. Kısacası attığı palavraların cazibesine kendi de kapılmaktadır. Ama yalnızdır, kadınlar konusunda başarısızdır ve kendine itiraf edemediği de budur. Ta ki bir sahafta “10 Derste Çapkınlık Sanatı” kitabını görüp de, etrafındaki gözlerden kaçarak satın alana dek…

Şaban kitabın söylediklerini, (abartılı bir mizahla) harfiyen uygular. Sokağın ortasında bir kadını dansa zorlamak, bir başkasına sürtünerek yürümek gibi akıl almayacak davranışlarda bulunur. Neden? Çünkü yalnız ve çaresizdir. Yalnızlık derken yalnızca karşı cinsle bir birlikteliği kastetmiyorum. Şaban, hayatta yalnızdır. Acaba bütün bu yalnızlığını onunla paylaşacak bir arkadaşı veya ailesi olsa yine bu çaresizliğe düşer miydi? Günümüzde de yalnızlığını ruh doktorlarıyla konuşarak gidermeye çalışan ya da günlük hayatta bir arkadaşının ona verebileceği tavsiyeyi, çok satan kişisel gelişim kitaplarında arayanların sayısı giderek artıyor. Bu kitapların neden Amerika’da çokça rağbet gördüğünü de bu şekilde açıklayabileceğimize inanıyorum. Aile bağlarından yoksun, iletişim becerileri köreltilmiş yalnız toplumlar, gerçeklik arayışından vazgeçerek sahte hayatlara doğru daha kolay yönlendirilebiliyorlar.

Bir çözümü yok mu? Var elbette. Tüm bu hızlı yaşam, sevilme isteğinden biraz uzaklaşıp asıl değer vermemiz olguya yani kendimize dönmeliyiz. Başkalarının hayatlarını, başkalarının duygu ve düşüncelerini yaşıyoruz. Oysa dünyayı, “ben”in bu dünya içindeki yerini, “ben”in kim olduğunu gözden geçirmeli insan. Her şeyden önce kendine değer vermeli. Bir kitabın sözcüklerinde değil, kendi taranmış saçlarında, keskin bakışlarında yaşamalı çapkınlığı. Başkalarının yargılarında değil, kalp atışının hızında hissetmeli aşkı! Eğer bunu yapamıyorsak, toplumun bizi kabul etmesine, kendi gerçekliğimizden daha fazla değer veriyoruz demektir.

Gelelim Şaban’a… Kitap işe yaramadı. Çünkü Şaban gerçekten aşık oldu. Kendi aşkının gerçekliğini fark ettiğindeyse, kitabın değil kalbinin söylediklerini yaparak sevdiğini kazandı. Oya (Ahu Tuğba), onun içtenliğine ancak o zaman inanabildi. Israrcı olduğunda, dans ettiğinde, çiçek yerine çelenk verdiğinde, spor yaptığında ya da gece odasına izinsiz daldığında değil… Hizmetçi zannettiği bey kızı Oya’ya samimiyet ve özgüvenle onu “hizmetçi olsa da yine seveceğini” söylediğinde başardı bunu. Çünkü o an Şaban, artık popüler kültür kurbanı “10 Derslik” bir çapkın değil, sadece ve sadece Şaban’dı! İşte o zaman haykırdım ben de içimden: “Dokunmayın Şaban’ıma! Çünkü o böyle güzel”

2 Responses to “İçimdeki Şaban’a dokunanı vururum!”

  1. Tuna EROL 24 December 2010 at 7:52 PM #

    Merhaba öncelikle;
    Google’dan Kemal Sunal araması sonucunda ulaştım sitenize. Kemal Sunal filmleri ile ilgil yapmış olduğunuz analizlerinizi çok beğendim. Ben de sıkı bir Kemal Sunal hayranıyım. Tüm filmlerini aşağı yukarı ezber derecesinde bilirim. Diğer filmlerinin yorumlarını da sitenizden takip edeceğim. Fırsatınız olursa bir çay içmeye benim de boğaza nazır hayallerle örülü siteme (www.tunaninyeri.com) beklerim. Site tasarımızda çok güzel. Ben wordpress üzerinden hazır kalıp bir site kullanıyorum. Ben sadece biraz süsledim. Sizin sitenizde wordpress üzerinde ancak temanızı kendiniz mi yaptınız? Yoksa hazır bir tema mı? İyi günler dilerim.

    • Didem Ayberkin 29 December 2010 at 8:45 PM #

      Merhaba,
      Teşekkür ederim düşünceleriniz için. Kullandığım temanın ismi Bueno, bir wordpress teması.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: