Başımıza ne geliyorsa Meraktan!

31 Oct

Kemal Sunal’ın oynadığı Meraklı Köfteci filminin ardından iki şeyi açıklığa kavuşturmak gerekiyor sanırım. Birincisiyle başlayalım: İnsaniyet. İnsanın başına ne gelirse meraktan demişler. Yanlış bir yargı olduğunu düşünmüyorum. Fakat masumiyet ve özveri kavramlarının, gün geçtikçe yok olduğunu da göz önünde bulundurursak, artık insanın başına bir şey gelmesi zaten an meselesi. Merak etmesine gerek dahi kalmıyor. Hayatımız pamuk ipliğinin ucunda gibi neredeyse. Merak bir yana dursun, son derece doğal bir acıma duygusuyla uzatılan bir yardım elinin sonucunda, kolu ve hatta tüm vücudu kaptırmak mümkün. İçgüdüsel olarak ya da “yazıktır, günahtır” düşüncesiyle hareket etmek pahalıya patlayabilir günümüzde. Yani kısacası “insaniyetlik”, takdir edilmeyi beklerken, cezayla sonuçlanarak bir pişmanlık duygusu yaratabilir bünyede.

Ve tabii ki ikinci açıklık getirmemiz gereken konu şu: Maydanoz. Genel bir sözlük tanımlaması yapalım: Maydanozgillerden, yenmek için yetiştirilen, 50-80 santimetre uzunluğunda, ufak yeşil ve parçalı yapraklı, hoş kokulu iki yıllık otsu bir bitki. Ya da Meraklı Köfteci için, köfte içeriğinin olmazsa olmazı. Fakat bu filmde ilgilendiğimiz soru maydanozun “ne” olduğundan çok “kim” olduğu. Yani bu her işe burnunu sokan insan hep kötü niyetli mi değil mi? Saflığı, temizliği, iyi niyeti onu bu duruma sürüklüyor olabilir mi olamaz mı? Olabilir, neden olmasın? Eğer amaç yardımcı olmaya çalışmaksa maydanozluğun hiçbir sakıncası olduğunu zannetmiyorum. Hatta kötü niyetin tam aksine büyük bir insaniyet simgesine dönüşebilir maydanozluk… Ve ulaşmak istediğim noktaya böylece gelmiş oldum. Maydanoz ve insaniyet sözcüklerini aynı cümle içerisinde kullanabildim.

Ne yazık ki bu iki sözcüğün, yan yana geldiklerinde hayretler uyandıracağı bir dünyada yaşıyoruz. İyi niyetli olduğumuz için başımıza belâ alıyoruz. Oysa Aristoteles’in de dediği gibi, hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez. Tıpkı Zühtü’nün (Kemal Sunal) yaşadıkları gibi. Hiçbir kötülük gözetmeden, insanlara yardımcı olmak adına attığı her adımın karakolda noktalanması bir tesadüf değil. Sokakta kavga edenleri ayırmak üzere köfte tezgâhını bıraktığında, köftelerinin yağmalanması da bir tesadüf değil.  Verdiği cevap hep aynı zaten: “Yahu, bir insaniyetlik edelim dedik… Oldu…”

Ne takdir toplamak, ne başına belâ sarmak, ne egosunu tatmin etmek ne de karşısındakini rahatsız etmek… Zühtü yalnızca içinden öyle geldiği için insaniyetlik eder. Bu nedenle hiçbir sahteliği yoktur. Her işe maydanoz olmakla, başkalarının hayatlarına burnunu sokmakla suçlanır, hâlbuki tek istediği insanları zor durumlardan kurtarmaktır. Kendi yolunca, yöntemince, zor durumda olanlara ya da olduğunu sandıklarına çözümler bulur. “Olduğunu sandıklarına” diyorum; çünkü her insaniyet hamlesinin ardından bir zılgıt yemektedir. Başı olduğundan daha fazla belâya giren herkes Zühtü’yü suçlar. Zühtü gariptir, nereden bilsin yüz verince astarının da ondan bekleneceğini! Astarı vermeyince de köftedeki tek katkısının maydanozluk olacağını!

İnsanlar bencildir. İçtenlikle fedakârlık yapanlar, benciller tarafından anlaşılmazlar. Fedakârlığı, onların görevi zannederler. Yaptıklarında minnet duymaz, yapmadıklarında tavır koyarlar. Gösterilen iyi niyetin, kişinin hayatında nelere mal olabileceğini hiç bilmezler. Umurlarında da değildir zaten. Onların pragmatist bir bakış açıları vardır. İşlerine yarayanı alır, sömürür, geriye kalanı ellerinin tersiyle fırlatıp atarlar. Burada geriye kalan ise yorgun, yalnızca yanı başında içi gülen gözler bekleyen, özveride bulunmuş insandır. Bencil insanın menfaatleri doğrultusunda, ruhu kullanılmış insan… Yanında yalnızca bir nefes olması umuduyla ellerinin, gözlerinin “arkadaş” aradığı zamanlarda, etrafındaki boşlukla hayal kırıklığına uğrayan insan… Hiç kimseyi yalnız bırakmamaya çabalarken kendini unuttuğu için yalnızlığa mahkûm edilmiş insan…

Bu dünyada zarar görmemek, huzurlu ve mutlu olmak, kötü günde bir sıcak gülümseme bulabilmek için bencil olmayı bilmek gerekiyor.  Aksi halde, kıymet bilenle bilmeyen arasındaki farkı anlayabilmek mümkün değil. Yalnız bir insanın, herkesin yardımına koşmasını, herkesin isteklerine cevap vermesini beklemek anlamsız. Bilhassa bir insanın bu kendinden bekliyor olması tam bir delilik.

“Meraklı Köfteci”de de rastladığımız hikaye bundan farksız. Zühtü kendini kaybetti. Ya da kaybettirildi. Kendi ailesinin, eşinin, onun ailesinin, komiserin şaşkınlıklarıyla yaptıklarının yanlış olduğu kanısına kapıldı. Çünkü kimse inanamadı dünya üzerinde bu kadar saf ve iyi niyetli birinin var olabileceğine. Oysa ki vardı ve adı da Zühtü’ydü!

Attığı insaniyet bumerangının, dönüp kendisini sırtından vurduğuna şahit olduğum pek çok hayat tanıyorum. Onlardan biri olup olmadığımı bilmiyorum. Fakat iyi bildiğim bir şey var ki, avanaklık seviyesindeki insaniyet adımları kişiyi deliliğe sürükler. “Evlenseniz de ölürsünüz, evlenmeseniz de. Çocuk yaparsanız da ölürsünüz, yapmazsanız da.” İnsaniyet merakının, insanı mecazî bir Schrödinger’in Kedisi haline getirmesi kaçınılmazdır. İyilik yaparsınız kızarlar, kötülük edersiniz kızarlar. Fesatlığı alkışlayanlar, fedakârlığa da şapka çıkartanlardır aynı zamanda. Büyük bir belirsizlikle ne yapacağınızı bilemez hale gelirsiniz.

Tam da kendinizden şüphe etmeye başladığınızda bir Fatma (Gölgen Bengü) gelir hayatınıza. Her şeyi görmüş, her şeye şahit olmuştur. O zamana kadar belki dünyada tek olduğunuzu zannetmişsinizdir; ama Fatma yıkar tabularınızı. Herkesi karşısına, sizi ise yanınıza alır. O an hayatın en önemli anıdır. O anda bencilliği öğrenir insan. Kendini düşünür, tutar Fatma’nın elini, uzaklaşır hayattan. Ve sonuç: Mutlu Son!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: